Güney Lübnan'da yeni bir işgal mi doğuyor?

İşgalci İsrail, Hizbullah tehdidini gerekçe göstererek Güney Lübnan'daki askeri varlığını artırıyor ve stratejik noktaları ele geçiriyor. Ortaya çıkan tablo, geçici bir güvenlik önleminden çok yeni bir işgal düzenine işaret ediyor.

05 Haz 2026 - 15:41 YAYINLANMA
Güney Lübnan'da yeni bir işgal mi doğuyor?

İşgalci İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sürerken, Güney Lübnan'da ortaya çıkan tablo bölgenin geleceğine ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. ABD'nin ara buluculuğunda yürütülen ateşkes ve müzakere girişimlerine rağmen işgalci İsrail ordusu hem sınır hattında hem de bazı stratejik bölgelerdeki varlığını da artırıyor. Son haftalarda yaşanan gelişmeler, Tel Aviv yönetiminin Hizbullah tehdidini gerekçe göstererek geçici bir askeri operasyon yürüttüğü yönündeki söylemin ötesinde soruları gündeme taşıyor.

[İsrail ordu birlikleri Lübnan içlerinde varlığını artırıyor. Fotoğraf: AA]

ABD ve işgalci İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ardından bölgede yeni bir diplomatik süreç şekillenmeye başladı. Washington, İran ile yürütülen temasları ilerletmeye çalışırken, Lübnan dosyası da bu görüşmelerin önemli başlıklarından biri haline geldi. İran yönetimi, Lübnan'daki çatışmaların sona ermesini daha geniş kapsamlı bir anlaşmanın şartlarından biri olarak görürken, işgalci İsrail ise Hizbullah'ın tamamen etkisiz hale getirilmeden bölgeden çekilmeyeceği mesajını veriyor.

Nitekim son haftalarda yaşanan gelişmeler de bu ayrışmayı gözler önüne serdi. ABD destekli ateşkes girişimleri ve müzakereler sürerken, işgalci İsrail Güney Lübnan'daki operasyonlarını genişletti, yeni bölgeleri kontrol altına aldı ve Şakif Kalesi gibi sembolik öneme sahip noktaları ele geçirdi. Buna karşılık Hizbullah ve İran, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini herhangi bir kalıcı uzlaşmanın ön şartı olarak görüyor.

Bu nedenle bugün Güney Lübnan'da yaşanan tartışma yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalarla sınırlı değil. Asıl soru, işgalci İsrail'in güvenlik gerekçesiyle yürüttüğünü söylediği askeri varlığın geçici olup olmadığı. Litani hattından Şakif Kalesi'ne uzanan son gelişmeler, Tel Aviv'in Güney Lübnan'da yeni bir fiili durum oluşturup oluşturmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.

İsrail'in yeni hedefi Litani hattı mı?

Esasen Güney Lübnan'da bugün yaşananları anlamak için bölgenin yakın tarihine bakmak gerekiyor. Çünkü İsrail ile Hizbullah arasındaki mücadelenin merkezinde yer alan Litani Nehri, onlarca yıldır hem bir sınır hem de güvenlik, işgal ve direniş tartışmalarının odağında bulunuyor.

İsrail, 1978 ve 1982 yıllarında Lübnan'a yönelik geniş çaplı saldırılarında Litani hattını temel güvenlik sınırlarından biri olarak gördü. Özellikle 1982 işgalinin ardından Güney Lübnan'da oluşturulan ve yıllarca devam eden "güvenlik kuşağı", İsrail'in bölgedeki en önemli stratejik araçlarından biri haline geldi. Tel Aviv yönetimi bu uygulamayı sınır güvenliğiyle açıklarken, Lübnan tarafı ise bunu fiili işgal olarak değerlendirdi.

[İsrail, 1980'li yıllarda da uzun yıllar Lübnan güneyini işgal etmişti. Fotoğraf: AP]

Bu nedenle bugün Litani Nehri'nin yeniden gündeme gelmesi, Lübnan'da geçmişe ilişkin hafızaları da canlandırıyor.

Son aylarda İsrailli yetkililerin yaptığı açıklamalar da bu tartışmaları güçlendirdi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ordunun Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgede güvenlik düzenlemelerini sürdüreceğini ve Hizbullah'ın yeniden bu hatta yaklaşmasına izin verilmeyeceğini söyledi. İsrail tarafı bunu sınır güvenliğinin bir gereği olarak savunuyor.

Ancak Lübnan'da farklı bir soru öne çıkıyor: Eğer amaç yalnızca sınır güvenliğini sağlamaksa, neden bazı stratejik noktalar kalıcı şekilde kontrol altında tutuluyor?

Bu sorunun merkezinde ise Şakif Kalesi bulunuyor.

Lübnan'ın güneyinde yer alan Şakif Kalesi, bölgenin en önemli stratejik noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip kale, bulunduğu yüksek konum nedeniyle Litani havzasının önemli bölümünü gözetleme imkanı sağlıyor. Bu nedenle tarih boyunca bölgeyi kontrol etmek isteyen hemen her güç için askeri önem taşıdı.

Şakif Kalesi aynı zamanda sembolik bir anlam da taşıyor. İsrail'in 2000 yılında Güney Lübnan'dan çekilmesinin ardından kale, Hizbullah'ın İsrail'e karşı elde ettiği en önemli siyasi ve psikolojik kazanımlardan birinin sembollerinden biri haline gelmişti. Bu nedenle İsrail'in yıllar sonra yeniden kaleyi kontrol altına alması, Lübnan'da siyasi bir mesaj olarak yorumlandı.

Tam da bu noktada yeni bir tartışma ortaya çıkıyor.

İsrail'in son dönemde Litani hattı boyunca yürüttüğü faaliyetler ve stratejik noktaları kontrol altında tutması, bazı uzmanlar tarafından geçici bir askeri operasyonun ötesinde değerlendiriliyor. Özellikle Güney Lübnan'daki köylerin boşalması, tampon bölge tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi ve İsrail'in belirli alanlardan çekilmeye ilişkin net bir takvim ortaya koymaması, bölgede yeni bir fiili durum oluştuğu yönündeki yorumları artırıyor.

Bu nedenle bugün tartışılan konu İsrail'in Güney Lübnan'da ne kadar süre kalacağı ve savaş sonrasında ortaya çıkan bu yeni tablonun kalıcı bir güvenlik kuşağına dönüşüp dönüşmeyeceği.

Güvenlik kuşağı mı, kalıcı nüfuz alanı mı?

İsrail, Güney Lübnan'daki askeri varlığını Hizbullah'ın sınır hattından uzak tutulması gerektiği gerekçesiyle açıklıyor. Tel Aviv yönetimine göre Hizbullah'ın yeniden sınır bölgelerine yerleşmesi, İsrail'in kuzeyindeki yerleşimler için doğrudan tehdit oluşturuyor. Bu nedenle İsrailli yetkililer, Güney Lübnan'da oluşturulacak yeni güvenlik düzeninin kaçınılmaz olduğunu savunuyor.

Ancak sahadaki tablo, bu açıklamaların ötesinde bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Çünkü İsrail'in kontrol ettiği alanlar yalnızca geçici çatışma noktalarıyla sınırlı kalmıyor. Bazı stratejik tepeler, köy çevreleri, geçiş güzergâhları ve gözetleme imkânı sağlayan noktalar da İsrail ordusunun askeri varlığını sürdürdüğü bölgeler arasında yer alıyor. Bu durum, Güney Lübnan'da geçici bir güvenlik önleminden çok daha kalıcı bir işgale doğru yol alındığına işaret ediyor.

Lübnan açısından bu tablonun en ağır sonucu ise sivillerin dönüşü meselesi. Güneydeki birçok köy, çatışmalar ve İsrail'in askeri faaliyetleri nedeniyle büyük ölçüde boşalmış durumda. Bölge halkının önemli bir kısmı hâlâ evlerine dönemiyor. Bu da işgalci İsrail'in sahadaki varlığının yalnızca askeri değil, demografik ve siyasi sonuçlar da doğurduğunu gösteriyor.

[İsrail, Lübnan’ın güneyindeki Şakif Kalesi ve çevresini 2000 yılına kadar 18 yıl süren işgal sonrası ilk kez ele geçirdi. Fotoğraf: AA]

Tampon bölge tartışması bu nedenle kritik önem taşıyor. İsrail'in Güney Lübnan'da Hizbullah'ı sınırdan uzaklaştırmak amacıyla kalıcı bir askeri hat kurması, geçmişteki güvenlik kuşağı deneyimini hatırlatıyor. 1980'lerden 2000 yılına kadar devam eden eski güvenlik kuşağı, İsrail tarafından sınır güvenliği gerekçesiyle savunulmuş, ancak Lübnan'da uzun süreli bir işgal düzeni olarak görülmüştü.

Bugün benzer bir hafızanın yeniden canlanmasının nedeni de bu. İsrail'in ateşkes ve diplomatik girişimlere rağmen sahadaki askeri varlığını sürdürmesi, Lübnanlı aktörler açısından yalnızca güvenlik önlemi olarak okunmuyor. Aksine, Tel Aviv'in savaş sonrası Güney Lübnan'da yeni bir nüfuz alanı oluşturmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler güçleniyor.

Bu noktada Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü'nün, yani UNIFIL'in geleceği de tartışmanın parçası haline geliyor. UNIFIL uzun yıllardır İsrail-Lübnan sınırında görev yapıyor. Ancak son gelişmeler, uluslararası gücün sahadaki dengeyi sağlama kapasitesinin sınırlı kaldığını gösteriyor. İsrail'in askeri faaliyetleri, Hizbullah'ın silahlı varlığı ve Lübnan ordusunun bölgedeki sınırlı kapasitesi, Güney Lübnan'da güvenliği kimin sağlayacağı sorusunu daha da karmaşık hale getiriyor.

Bu nedenle Güney Lübnan'da bugün yaşananlar yalnızca İsrail-Hizbullah çatışmasının devamı olarak değerlendirilemez. Bölgenin kimin kontrolünde olacağı, sivillerin evlerine dönüp dönemeyeceği, Lübnan devletinin güneyde ne kadar etkili olacağı ve İsrail'in çekilip çekilmeyeceği gibi sorular, savaş sonrası düzenin temel başlıkları haline geliyor.

İşgalci İsrail'in güvenlik gerekçesiyle sürdürdüğü askeri varlık, sahada kalıcılaşırsa bu durum yalnızca Lübnan için değil, tüm bölge için yeni bir kriz anlamına gelebilir. Çünkü Güney Lübnan'da kurulacak yeni bir fiili düzen, İran-Hizbullah hattından İsrail'in kuzey güvenliğine, ABD'nin diplomatik girişimlerinden bölgesel ateşkes arayışlarına kadar birçok dosyayı doğrudan etkileyecek.

[ABD ve İsrail'in İran saldırılarında Hizbullah Tahran'ın yanında yer almıştı. Fotoğraf: AA]

Lübnan dosyası İran savaşının neresinde?

Güney Lübnan'da yaşananlar İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalarla açıklanamayacak noktaya gelmiş durumda. Öyle ki, ABD ve işgalci İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ardından şekillenen yeni diplomatik sürecin de önemli başlıklarından biri artık Lübnan.

Washington bir yandan İran ile temasları sürdürürken, diğer yandan Lübnan cephesinde yeni bir tırmanışın önüne geçmeye çalışıyor. İran ise İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını daha geniş bölgesel denklemden ayrı değerlendirmiyor. Tahran yönetimi, Lübnan'daki gelişmelerin kalıcı bir uzlaşmanın önemli başlıklarından biri olduğunu vurguluyor.

"Lübnan'daki ateşkes, savaşı sonlandıracak nihai bir anlaşmasının ayrılmaz bir parçasıdır."İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi

İşgalci İsrail ise farklı bir noktada duruyor. Tel Aviv yönetimi, Hizbullah tehdidinin devam ettiğini savunarak Güney Lübnan'daki askeri varlığını sürdürmekte kararlı görünüyor. Bu nedenle bugün Güney Lübnan'da yaşanan durum sınır çatışmaları üzerinden değil, savaş sonrasında ortaya çıkan yeni bölgesel dengelerin nasıl şekilleneceği üzerinden okunuyor.

Kaynak :
Trthaber.com

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: